İLİŞKİLERDE FİKİR AYRILIKLARI VE BUNU YÖNETMEK 
Her an her konuda aynı şeyi düşünmek zorunda değiliz.
Aynı yere bakıp başka şeyler görebiliriz.
İlişkilerde fikir ayrılığı, çoğu insanın sandığı gibi bir tehdit değildir. Tehdit olan; o başkalığı yönetememektir, onu bir karakter yargısına dönüştürmektir.
“Benim gibi düşünmüyorsan bana karşısın” kolaycılığıdır asıl yıkıcı olan.
Birinin mantığı daha keskin, diğerinin sezgisi daha derin olabilir.
Fikir ayrılığı doğal olandır. Hatta sağlıklıdır.
Konuşma eğitimi üzerine kitaplar yazan üstadlar insanların konuşurken birbirlerini anlamamalarının konuşmanın bir kuralı olduğunu savunurlar, evet bazen aynı fikirde iken bile anlaşamadığımız olmadı mı? Elbetteki her birimiz yaşadık bunu,
bu gibi durumlarda derdimizin üzüm yemek mi yoksa bağcıyı dövmek mi olduğunun ayırdına varmamızın bi insanlık görevi olduğunu bilmemiz gerektiğini düşünüyorum.
Tartışma ile savaş,
haklı çıkma arzusu ile anlama niyeti arasındaki çizgi gibi önemli çizgilerin söz konusu olduğu bir durumdur fikir ayrılıkları sürecini yönetmekteki beceri.
Yanılgımız şudur: Kazanmak.
Oysa bir tarafın kazandığı her tartışma, ilişkinin biraz kaybettiği bir alandır.
Bir insanın fikrine karşı çıkabilirsiniz. Ama o insanın varlığına karşı çıkamazsınız. “Bu düşüncene katılmıyorum” demek başka; “Sen zaten hep böylesin” demek bambaşkadır. İlki bir meseleye dairdir. İkincisi karaktere saldırıdır. Ve karaktere saldırı başladığında,
fikir ayrılığı artık sadece fikirle ilgili değildir.
İki insan arasında fikir ayrılığı yaşandığında sorulması gereken ilk soru şudur — “Haklı olmak mı istiyorum, yoksa bu insanı anlamak mı?”
Çünkü anlamaya niyet ettiğinizde tonunuz değişir. Sesiniz yumuşar. Cümleleriniz suçlayıcı olmaktan çıkar. “Neden böyle düşünüyorsun?” diye sorarsınız gerçekten bilmek için. O noktada savunmalar düşer. Kalpler gevşer.
Elbette her fikir tolere edilmek zorunda değil. Değerler çatışıyorsa, hayat görüşleri temelden ayrışıyorsa, orada romantize edilecek bir şey yok. Ama çoğu ayrılık; aslında ifade biçimlerinin sertliğinden, ego reflekslerinden ve maalesef dinlememekten doğar.
Sadece cevap vermek için değil, anlamak için dinlemek gerekir.
Birinin cümlesini yarıda kesmeden, zihnimizde karşı argümanı hazırlamadan, gerçekten kulak vermek yani onu duymak...
Bu basit görünen şey, ilişkilerin en zor becerisidir.
Fikir ayrılıklarını yönetmek, karşı tarafı dönüştürmek değildir. Kendini regüle edebilmektir. Öfke yükseldiğinde kelime seçebilmektir. Susulması gereken yerde susabilmek, konuşulması gereken yerde kaçmamaktır.
Çünkü mesele aynı düşünmek değil; aynı masada kalabilmek olmalıdır.
Benim için olgunluk, bir tartışmanın sonunda şunu diyebilmektir:
“Bu konuda farklı düşünüyoruz ama bu, seni sevmeme engel değil.”
İlişki, iki ayrı bilincin ortak alanıdır. O alanı geniş tutarsanız farklılık sığar. Daraltırsanız boğar.
Fikir ayrılıkları kaçınılmazdır.
Yeter ki haklı olmayı, değerli olmaya eşitlemeyelim.
Ve en önemlisi…
Yeter ki bir fikir yüzünden, bir kalbi kırıp döküp onu kaybetmeyelim.
Köşe Yazarı
Mira Nevin ASİLOĞLU
0 Yorumlar